Psikolojik Dayanıklılık: Her Şey Yolunda Olmadan da Var Olabilmek
Bazı dönemler yalnızca hayatımızın tek bir alanında değil, daha geniş bir anlamda yorgunluk hissiyle geçer. Beden devam edebilir, fakat zihin ve duygular başka bir yerde kalır. Bir şeyler eksilmiştir sanki, ama adı konamaz. Böyle zamanlarda en sık duyulan kavramlardan biri psikolojik dayanıklılıktır. Ancak bu kavram çoğu zaman yanlış anlaşılır; güçlü olmak, direnmek, hep ayakta kalmak gibi yorumlanır. Oysa dayanıklılık, tam da kırılganlıkla birlikte var olabilme kapasitesidir.
Zihinsel ve duygusal dayanıklılık, kontrol edilemeyeni hemen düzeltmekle ilgili değildir. Her şey yerli yerindeymiş gibi davranmak da değildir. Aksine, bazen hiçbir şeyin yolunda olmadığını kabul edebilmekle başlar. Çoğu zaman çözüm değil, tanıklık gerekir. Olanı değiştirmeden, bastırmadan, onunla birlikte durabilme gücü.
Bu süreçte kaynaklara yönelmek önemli bir noktadır. Kaynaklardan bahsederken kişinin içsel rezervlerini de kapsayan bir çerçeveden söz etmek gerekir. Güven duygusu yaratan ilişkiler, zamanla edinilmiş iç sesler, duyguları taşıyabilecek düşünce yapıları kişinin dayanıklılığını besleyen unsurlardır. Ve elbette bazen profesyonel bir destek, bu kaynakları görünür kılmak için önemli bir eşlikçi olabilir.
İçsel kaynakların yanı sıra, dayanıklılık yalnızca bireysel çabayla ayakta tutulabilecek bir yapı da değildir. Kişinin temas ettiği anlam alanları, ilişkiler, ritüeller, düşünce pratikleri gibi destekleyici unsurlar da bu yapının parçalarıdır. Fakat tüm bunların özünde, acele etmeden bekleyebilen bir iç duruş yatar. Hemen toparlanmak zorunda hissetmeden, boşlukla birlikte kalabilmek.
Bazı şeyler hemen iyileşmez. Bazı soruların uzun süre cevabı olmaz. Psikolojik dayanıklılık, bu cevapsızlığa tahammül edebilme becerisidir. Hep bir çözüm arayışında olmak, kişiyi çoğu zaman daha da yorar. Oysa yaşantıya çözüm bulmak değil, onunla birlikte var olabilmenin yollarını aramak daha sürdürülebilir bir yoldur.
Dayanıklılık, pozitif kalma zorunluluğu değil; iniş çıkışlara rağmen devam edebilme esnekliğidir. Aynı formda kalmayı değil, koşullara göre yeniden biçimlenebilmeyi içerir. Bazen yalnızca “bugün böyle” diyebilmektir. Bazen hiçbir şey yoluna girmez, sadece zaman geçer. Ve zamanla birlikte, kişi kendine daha yakın bir yerden bakmayı öğrenebilir.
Tükenmişlik bir zayıflık değil; uzun süre görünmez bir yükü taşımış olmanın doğal bir sonucudur. Dayanıklılık ise tükenmişlikten sonra ayağa kalkmak değil, tükenmişlik hissine yer açabilmektir. Bazen yalnızca yavaşlamak, bazen bir süre hiçbir şey yapmamak, bazen yalnızca bir cümleyi tekrar tekrar içten duymaktır:
“Bu hâl de insana dairdir.”
Psikolog Nehir Uludağ